Türk Takvimi

Millî sosyal hayâtımızın bu mühim işi tanzîm olunmak için bekliyor. Hâlli lâzımdır.

Türklerin millî her şeyleri olduğu gibi kendilerine mahsûs takvimleri de vardır. Böyle büyük milletleri, bu millî varlıklarıdır ki dünkü, uydurma, türedi milletlerden ayırt eder. Türk takvimi pek eskiden başlayıp zamân zamân tadîlât ve ıslâhât görmüştür. Bu takvim varken Türklerin ecnebî takvimine ihtiyâçları yoktur. Ancak bu takvimin yeni tadilât görmesi yani Avrupa’nın takvimine göre asrîleştirilmesi lâzımdır.

Türkler kozmografya ve takvim ile çok uğraşmışlardır. Bu ilimde keşifler ve ıslâhât yapmışlardır. Maraga’da, Buhara’da, Semerkant’ta, İstanbul’da ilh… rasathâneler vücûda getirmişler, muhtelif «Zic»ler yazmışlardır. Aksak Temür oğullarndan Uluğ Beğ bu âlimler arasındadır.

Nasıl aylar 12 aylık bir devir yaparlarsa Türk takviminde 12 yıllık bir devir de vardır. Bu «devir»e yâni dâireye Türkçe «çağ» denir. Türk icâdıdır. Çok güzel bir icâttır. Türk takviminin husûsiyetidir. Bu yılların adları bir takım hayvan adlarıdır ki şunlardır: Sıçan yılı, Sığır yılı, Pars yılı, Tavşan yılı, Balık yılı, Yılan yılı, Yılkı yılı, Koyun yılı, Maymun yılı, Tavuk yılı, İt yılı, Domuz yılı.

Bu adlar muhtelif Türk uruklarında kendi şivelerine göre adlanmış ve muhtelif ziclerde muhtelif tarzda yazılmıştır. Bununla berâber az farklarla hepsi birbirine benzer.

Bu takvim Orhun âbidelerinde, eski Uygur kitâplarında da vardır.

Takvimimizi ıslâh etmek, millîleştirmek büyük bir zarûrettir. Çağ dâiresini de yeni takvime sokmak lâzımdır. İşte bu düşünce ile yirmi otuz yıldan beri Türk takvimini tetkîk ve bu bâpta yazı yazmıştım. Çok teessüfe değer ki takvimimiz, Süryanî takvimi ve Arap takvimi tesîrleri altında tatbîkâtdan çıkmış ve unutulmuştur.

Takvimimizde ayların adları ikinçay diyerek ilh.. sayı ile giderse de ilk ve son ayların adları Aram ay, Khafşabat ay olmak üzere bu kâideden dışarıdır. Yeni yapılacak takvimde bunları birinçay, onikinçay diye yürütmek çok muvâfık olur. Bu usûl Firenk ay adlarının Septembre, Octobre gibi olan sayı tarzına uygundur. Birinçay eski Türkçede birinci ay demektir. Bugün bunu birinci ay diye değil, eski şekli üzere ve bir kelime hâlinde Birinçay, İkinçay tarzında kabûl etmek lâzımdır. Birinci ay bir kelime değildir. Böyle adların bir kelime olması zarûridir. Hem de o tarz eski ataların yâdigârını muhâfaza eder, yeni nesillerin şerefi olup ataları Türk nesillerine yâd ettirir.

Kâşgarlı Mahmût Türklerde ay adı yoktur demişse de Orhun istellerinde ay adlarının bulunması onu yalanlar. Yine Kâşgarlı Türklerde hafta usûlü olmadığını söylemiştir.

Türklerde yılbaşı güneş ile ayın Evâsıtı Delu de kablez-zevâl birleştiği vakittir, ki buna Türkler «Yenigün» derler. Türklerde yılbaşı Yenigündür. Buna Acemler de «Nevrûz» derler ki aynı mânâdadır. Türk Yenigünü Acemin Yenigününden on gün öncedir.

Acemler bizim takvimi almışlar, adları Acemceye tercüme ederek kullanmışlar ve buna «Sâl-i Türkân» (Türklerin yılı) demişlerdir.

Türk takvimi Kamerî (ay hesâbı) olmayıp güneş hesâbıdır ve Arap takvimine son derece üstündür. Türk takviminde gün, Firenklerinki gibi, gece yarısında başlar.

Çinliler milâttan evvel Türk takvimini alıp Çin’e sokmuşlardır.

Salçuklulardan Melikşah zamânında Türk takvimi daha metin ve pek fennî esâslar üzerine yapılmıştır. Bu takvime Melikşah takvimi, Celâlî takvim adları verilir. Melikşah takvimi güneş hesâbı üzerine kurulmuştur. Bunda da yılbaşı Yenigündür. Târîh başlangıcı da Peygâmberin hicreti değildir. Târîh başı 1074 milâdî (467 hicrî)ye tesâdüf eder ki Melikşah’ın Anadolu fethine giriştiği târîhtir. Demek Avrupa’nın Gregoryen denilen takvim ıslâhâtını biz Türkler onlardan çok evvel yapmış bulunuyorduk. Firenk takviminin ıslâhâtı Papa on üçüncü Gregoire tarafından 1582’de yapılmıştır. Bizim bu takvimin, Gregoryen takviminden daha sahîh olduğunu erbâbı söylemektedir. Bizim dîn âlimi denen mutaassıplar, dîne muzırdır diye bu takvimi menetmişlerdir. Yazıklar olsun.

Türkler gerek Harezm’de (El-Birunî), gerek İran’da (Nasir Tusî, İlhanlılar zici), gerek Hindistân’da (Ekberşah) güneş hesâbı esâsındaki Türk takvimini kullanmışlardır. Ne yazık ki, Türk’ün böyle ilmî, kıymetli takvimi varken hiç bir fennî esâsa dayanmayan Arap’ın ay hesâbı esâslı takvimi Türk’e girmiş, asırlardan beri Türk’ün her türlü muâmelâtında mühim rol oynamıştır. Tabîî, mühim karışıklıklar yapmıştır.

Türk yılları üzerinde bir takım efsâneler ve itikâtlar doğmuştur. Meselâ Tavuk yılı bolluk, Domuz yılı fitne ve fesât, kar ve soğuk yılıdır. Bâzı «Melheme» adlı kitâplarda buna dâir tafsîlât vardır. Vaktiyle bir el yazısı melheme ele geçirmiş, ondaki tafsîlâtı bizim Türk Târîhi’ne dercetmiştik.

* * *

Takvim ıslâhâtını yapmak zarûreti katîdir. Bu makaleyi zâten bunun için yazdık. Önce İlhanlılar zicini, Gürgânî zicini, Harezmî zicini tetkîk etmeli, Melikşah takvimi hakkında malûmât toplamalı, muhtelif yazmalar ve basılmış eserlerdeki malûmâtı gözden geçirmelidir. Bugünkü takvime âit ıstılâhları muhtelif Türk uruklarındaki ıstılâhlardan alarak tamâmıyla Türkçeleşdirmelidir. Târîh başını, eğer tâyini mümkünse Ergenekon çıkışından başlatmalıdır. Mümkün olmazsa Salçuklular devletinin Horasan’da kurulduğu târîhi kabûl etmelidir. Yıl başının Yenigün olması pek münâsipse de, o gün kış yaza doğru dönerek hakîkaten yeni gün oluyorsa da, çok teessüf edilmelidir ki Avrupa hıristiyanlık gayretiyle kış ortasına tesâdüf eden kânûnusânîyi yılbaşı yapmıştır. Medeniyetin zarûrî kıldığı ilmî, sosyal, diplomatik, iktisâdî her nevi hayât muâmelâtında Avrupa ile sıkı temâsta olduğumuzdan muâmelâtın selâmeti ve yeknesaklığı için onların yılbaşının kabûlü zarûrîdir, başka çâre yoktur.

Bu bâpta tafsîlât almak isteyenler (Türk Târîhi, Rızâ Nûr, cilt 12, s.230)’a mürâcaat edebilirler.

Yeni takvimi yaparken bizim mevcût takvimimizden bol bol istifâde etmek katî bir sûrette lâzımdır. Meselâ fırtınalar, cemreler, ilh… alınmalıdır. Meselâ eski hesâba göre Mart dokuzu, iki dokuzu, üç dokuzu çok doğru bir şeydir. Her yıl bunları zamânında veyâ bir iki gün önce veyâ sonra hükmünü icrâ eder görüyoruz. Ancak bunlara yeni takvime göre adlar vermelidir. Bunlar asırların müşâhedeleriyle teessüs etmiş kıymetlerdir.

Hâsılı, millî ve mükemmel bir takvime ihtiyâç vardır ve bu ihtiyâc acele istiyor. Bunu yapmak için de elde malzeme mevcûttur; güç bir iş değil.

(Tanrıdağ, Yedinçay 1942, s.12, syf.3-4)
– Prof. Dr. Rızâ Nûr –

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 mins